hayvan çiftliği kitap yorumu

Hayvan Çiftliği

Geçtiğimiz haftalarda kitapçıda dolaşırken gözüme bir kitap ilişti. Yazarı George Orwell olan ‘Hayvan Çiftliği’ isimli kitap bir yerlerden hatırlıyorum nereden, nereden derken işte buldum. Bundan yıllar önce lise sıralarındayken felsefe dersinden George Orwell’ ın hayatını anlatmak üzere bir ödev hazırlamıştım. George Orwell’ın kitapları arasında yer alan eserlerden biride Hayvan Çiftliği isimli kitaptı. Felsefe hocamızın da biraz bahsetmesi sonucu ilgimi çeken kitabı o dönem neden alıp, okumadım inanın bilmiyorum. Neyse ki karşıma çıkmıştı ve bu fırsatı kaçırmaya hiç niyetim yoktu.

Hayvan Çiftliği Kitabının Konusu

  Tahmin ettiğiniz üzere kitap hayvanların yaşadığı bir çiftlikte geçiyor. Kitabı gören kardeşim  pembe renkli kapağın üzerindeki domuz resmini ve kitabın adını görünce doğal olarak bana,  abi; sen bebek kitaplarımı okuyorsun gibi bir cümle kurarak güldü. Tam da bu noktada belirtmek isterim ki; Kitabın içinde geçen olayların bir çoğu gerçek hayatta yaşanmış, günümüzde dahil yaşanan olayları anlatıyor. Bir çiftlik nasıl ele geçirilir, nasıl yönetilir konusunu hayvanlar aracılığı ile anlatarak bir mesaj vermek istiyor.

  Bir gün çiftlik sahibi ve çalışanlarının vurdumduymazlıkları üzerine saatlerce aç kalan hayvanlar, daha önce yaptıkları planı hayata geçirip çiftliğin en akıllı hayvanları olan birkaç domuz önderliğinde ayaklanır ve çiftlik sahibini çiftlikten kovarak, yönetimi ele geçirirler. O gün bağımsızlık günüdür. Ve bir takım yasalar çıkarırlar Bunlardan bazıları;

  • Tüm hayvanlar eşittir. Hiçbir hayvan bir başkasına kötü davranmayacak
  • Hiçbir hayvan çiftlikteki evi kullanmayacak, hayvanlar yatakta yatmaz.
  • Hayvanlar içki içmez
  • Herkes istediğini, istediği kadar yiyebilecek.

  İşbaşı zamanı geldiğinde ise domuzlar bizler içinizdeki en zekileriz. Yeni fikirler üreteceğiz diyerek beden gücü ile çalışmaktan kaçmışlardır. Yönetim konusunda ise iki domuz hep birbirilerine zıt olan fikirler öne sürerler. Bir gün Napoleon isimli domuz bir suikast planı düzenleyerek kendisine sürekli muhalefet olan ve bana göre daha akılcı fikirler ortaya koyan snowball isimli domuzu çiftlikten kaçırarak, çiftliğin yönetimini ele alır. Bundan sonra her şey tersine işler, domuzlar çalışmaları için daha sakin ve sessiz ortama ihtiyaç duyduklarını belirterek çiftlik evini kullanmaya ve yataklarda yatmaya başlar. Kendileri zevk, sefa içinde yaşarken, çiftlik hayvanları eski sahiplerini neredeyse arar duruma gelmişlerdir. Bir yasa daha ezilir ve yine domuzlar önderliğinde insanlarla alışveriş yaparak, ticarete başlamışlardır.

  Hayvan Çiftliği’nde beni en çok etkileyen kısım ise hikayenin sonlarına doğru yaşanıyor. Bir sabah tüm domuzlar ellerinde kırbaçlar ile çiftliği denetlemeye kalkıyorlar ve artık insan elbiseleri giyiyorlar, iki ayak üzerinde tıpkı insan gibi dolaşıyorlar Önder Napoleon çiftlikte köpekleri ve ağzında puro ile dolaşıyor, domuzlar kaldıkları eve radyo alıyor, telefon bağlatıyor ve Daily mirror gazetesine abone oluyorlar.

  Bu kitabı okuyup devrim, sosyalizm, demokrasi gibi kavramları sorgulamayacak bir kişi tanımıyorum. Domuzlar ne kadar akıllı ise çiftlik hayvanları da bu hikayede o kadar saf. Günümüz dünyasındaki siyaset ile anlatılan öykü ne kadar iç içe değil mi ?

Yazar Hakkında:

Cihan Demirdaş;  İşletme bölümü lisans mezunu olup kozmetik, kişisel bakım ve ev temizlik ürünleri sektöründe faaliyet gösteren uluslararası sermayeli bir şirketin İnsan Kaynakları ve İdari İşler Müdürlüğü’nde 3 yıldır görev yapmaktadır. İnsan Kaynakları, İletişim, Eğitimler, Girişimcilik, Kariyer ve İş Dünyası ile ilgili makaleler paylaşmak üzere www.cihandemirdas.com adlı web sitesini kurmuştur.

Reklamlar